top of page

Prof. Dr. Ayşe Nur YÜCEYAR

 

Nöroloji Uzmanı

 
Prof. Dr. Ayşe Nur Yüceyar, multiple skleroz (MS) ve demyelinizan hastalıklar konusunda uzmandır

Prof. Dr. Ayşe Nur Yüceyar Kimdir?

 

İzmir Bornova Anadolu Lisesi'nde ortaokul ve lise eğitimimi tamamladım. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1990 yılında mezun oldum. Narlıdere Eğitim Araştırma Sağlık Grup Başkanlığı Sağlık Ocağında ve Bostanlı Sağlık Ocağında mecburi hizmet ardından 1991 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalında uzmanlık eğitimime başladım.

1997 yılında uzmanlığımı aldıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nın Multiple Skleroz ve Demyelinizan Hastalıklar ve Nöromusküler Hastalıklar özel birimlerinde ve Kas Histopatoloji laboratuvarında Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman ve Prof. Dr. Hatice Karasoy ile birlikte çalıştım.

2003 yılında Doçent, 2007 yılında Profesör ünvanlarını aldım. Halen MS ve Demyelinizan Hastalıklar Ünitesi, Nöromusküler Hastalıklar Ünitesinde ve Genel Nöroloji Yataklı Servisinde sorumlu hekim statüsünde çalışmaktayım. Türk Nöroloji Derneği Multiple Skleroz, Nöromusküler Hastalıklar, Nöroimmünoloji, Yaşam Kalitesi, Teletıp ve Nöronutrisyon Çalışma gruplarının üyesiyim. Bilimsel çalışmalarımı nöroimmunoloji, multiple skleroz, nöromyelitis optica, demyelinizan hastalıklar, myastenia gravis, nöromusküler hastalıklar alanında sürdürmekteyim. Bugüne kadar ulusal ve uluslarası SCI, SCI Expanded tarafından taranan dergilerde yayınlanmış çok sayıda yayınım ve ulusal, uluslararası kongrelerde sunulmuş çok sayıda bildirilerim bulunmaktadır.

Uzmanlık Alanlarım

Multipl Skleroz

Beyin, omurilikten oluşan merkezi sinir sistemini etkileyen bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasına bağlı oluşan bir hastalıktır. Sinir iletimini sağlayan miyelin tabakası, sinir lifi, sinir hücresi etkilenir. En sıklıkla 20-40 yaş aralığında genç erişkinlerde görülür. Çocukluk çağında da başlangıç gösterebilir. 18 yaş altında ilk semptomun verebilir. 10 yaş altı ve 60 yaş üstünde başlaması oldukça nadirdir.

Merkezi sinir sisteminin farklı yerlerinin etkilemesine bağlı olarak farklı bulgular verebilir. Örneğin görme sinirinin etkilenmesi ile bir gözde bulanık görme,  denge sistemlerinin etkilenmesi ile dengesizlik, duysal ve motor sistemin etkilenmesi ile kol, bacak ve vücutta uyuşmalar,  kollarda bacaklarda güçsüzlük, omuriliğin etkilenmesi ile yürüme güçlüğü, bacak ve gövdede uyuşmalar, idrar kaçırma idrar yapamama şeklinde yakınmalar,  bilişsel işlevlerde bozukluklar, aşırı yorgunluk görülebilir. Tanı klinik öykü, radyolojik (MRG) inceleme ve beyin omurilik sıvısının incelenmesi ile konulur. Erken tanı ve erken etkin tedavinin önemi anlaşılmıştır. Son 20 yılda MS’de engelliği önleyici tedavilerin gelişimi ile bugün MS tedavi edilebilir, kontrol altına alınabilir bir hastalıktır.

Nörolojik Otoimmun (Bağışıklık Sistemi ile ilgili) Hastalıklar

Otoimmün hastalıklar, vücudun kendine karşı bağışıklık yanıtı oluşturduğu, kişinin bağışıklık sisteminin yanlış bir şekilde kendi vücuduna saldırdığı hastalıklardır. Bağışıklık sisteminin yabancı hücre ve vücut doku hücresi ayrımını yapmasını sağlayan çeşitli mekanizmaları vardır. Bu mekanizmalarda oluşan bozukluk; bağışıklık sisteminin vücut hücrelerini yabancıymış gibi algılamasına yol açar. Zarar gören hücre tiplerinin bulunduğu organlarda tahribat oluşur. Bazı otoimmün hastalıklarda sadece tek organ hasar görebilirken bazı hastalıklarda ise çoklu organ etkilenmesi görülebilir. 

Merkezi sinir sisteminin otoimmun hastalıkları arasında multipl skleroz, paraneoplastik hastalıklar (kanser birlikteliğinde görülen), otoimmun ansefalit, nöromyelitis optica spektrum hastalıkları, MOG antikoru ile ilişkili hastalıklar sayılabilir. Periferik (Çevresel) sinir,  kas, kas-sinir kavşak sisteminin otoimmun hastalıkları arasında Guillain-Barre Sendromu, kronik inflamatuar demyelinizan polinöropati (CIDP), multifokal motor nöropati  ve  myastenia gravis, polimiyozit, dermatomiyozit,vb sayılabilir. Ortak tedavi stratejisi bağışıklık yanıtını düzenlemek olmasına karşın her birinin farklı tedavi yaklaşımları vardır.  

Myastenia Gravis

Vücudumuzun kas sinir kavşak bölümünü etkileyen bağışıklık sisteminin yanlış çalışması sonucunu ortaya çıkan bir hastalıktır. Sinir iletiminin kaslara ulaşması ve kasılması ile sonuçlanan süreçte önemli olan bir alıcı sistem (asetil kolin maddesinin bağlandığı alıcı sistem)  ve bu alıcıların işlevini yapmasında etkili bölgelere karşı (muscle spesifik kinaz,vb)  bağışıklık sisteminin yanlış bir saldırısı sonucu oluşur. Her yaşta görülebilir. Kadınlarda 20-40 yaş aralığında fazla iken, erkeklerde 50 yaş üzerinde daha sıktır.

Kol bacak, boyun, yutma çiğneme, solunum, göz kapağı, yüz kaslarını etkileyerek göz kapağında düşüklük (pitoz),   çift görme (diplopi) yutma, çiğneme, solunum güçlüğü, kol ve bacaklarda güçsüzlük ve en belirgin olarak  gün içinde fiziksel aktivite ile artan ve dinlenmekle düzelen yorgunluk gösterir. Tanı klinik öykü, klinik bakı EMG ve serumda antikor testi sonucunda konulabilir. Timus bezi radyolojik olarak incelenmelidir. Asetil kolin maddesinin ortamda fazla bulunmasını sağlayıcı ilaçlar ve kortizon tedavide yanıt sağlanır. Uzun süreli tedavide kortizon yanı sıra günümüzde de artan sıklıkla pek çok bağışıklık düzenleyici tedavi bulunmaktadır.

Nöromyelitis Optica Spektrum Hastalıkları (NMO)

Nöromiyelitis optika (NMO), özellikle optik sinir (görme siniri) ve omuriliğin yangısal lezyonu ile karakterize bağışıklık sisteminin bir hastalığıdır. Yineleyici bir seyir gösterir. Omurilik etkilenmesi (miyelit) ile günler içinde ortaya çıkan bacaklarda güçsüzlük, uyuşma, yürümede zorluk ve mesane kontrolünde güçlük, idrar kaçırma veya yapamama şeklinde yakınmalar oluşur. Görme siniri etkilenmesi ile (optik nörit) yine günler içinde tek veya her iki gözde belirgin görme bulanıklığı, görmede ciddi kayıp ortaya çıkar. Optik nörit ve miyelit aynı anda veya art arda ortaya çıkabilir. Multipl Skleroz (MS) ile klinik ve radyolojik açıdan benzerlikler gösteren NMO, uzun yıllar MS’in bir farklı çeşidi olarak kabul edilmiştir. 2004 yılında hastaların serumunda bulunan antikorların aquaporin-4 su kanalı moleküllerine karşı oluştuğu bulunmuş ve böylece MS’den farklılığı ortaya konulmuştur. Su kanalları açısından zengin bölgeler tutulabilir ve ataklarda hastalarda açıklanamayan bulantı kusma hıçkırık şeklinde yakınmalar da görülebilir. Nöromyelitis Optika Spektrum hastalarının bir kısmında su kanalları (aquaporin- 4) ‘e karşı antikor saptanırken bir grup hastada antikor saptanamayabilir. Yine serumda saptanan Myelin Oligodendrosit Glikoproteine (MOG)’e karşı antikor bu hastalarda araştırılabilir. Ataklar ciddi sekel bırakabildiğinden erken tanınması ve erken atak koruyucu tedavi önemlidir. Atak tedavisi MS atağı tedavisine ile benzer olmasına karşın, atak koruyucu tedavi MS tedavisinden çok farklıdır. Bu nedenle MS’den mutlaka ayrılması gerekir. Atak koruyucu tedavi yanı sıra yakınmalara yönelik tedavi ve rehabilitasyon, yaşam kalitesini arttırmak için mutlaka iyi planlanmalıdır.

Kas Hastalıkları (Miyopatiler)

Kasların esas olarak etkilendiği hastalıklardır. Kaslarımız birçok sistemlerin ( merkezi sinir sistemi, periferik sinir sistemi, motor nöron) bozukluğunda etkilenir. Ancak kas hastalıklarında kasların yapısında ve işlevlerinde esas olarak bozukluk bulunur. Kas hastalıkları çok geniş bir hastalık grubunu içerir. Çocukluk çağından geç erişkin döneme kadar başlangıç gösterebilir.

Çok çeşitli yakınmalar oluşturabilir. Kol ve bacaklarda güçsüzlük, kol ve bacaklarda ağrı, kramp, aşırı yorulma, göz kapağında düşüklük, ağır egzersiz sonrası geçici güçsüzlük ve kramplar, kaslarda gevşeme bozuklukları(miyotoni) kaslarda erime veya kaslarda aşırı artma olabilir. Tanıda  klinik öykü, klinik bakı, serum kas enzimleri (CK,CK-MB), biyokimyasal  metabolik testler, kas MRG yardımcıdır. Kas biyopsisi pek çok hastalıkta tanı koydurucudur, tanıya yönlendiricidir. Günümüzde tanıda genetik testlerin önemi gittikçe artmaktadır. Kas hastalıklarının bir kısmı tedavi edilebilir. Bunlar genellikle edinsel (sonradan kazanılmış) kas hastalıklarıdır. Genetik kas hastalıklarının bir kısmında da yeni tedavi olanakları doğmuştur.

Edinsel Kas Hastalıkları (Polimiyozit/Dermatomiyozit ve diğerleri)

Genetik ve doğuştan değil, sonradan kazanılmış kas hastalıklarıdır. Polimiyozit/Dermatomiyozit bağışıklık sisteminin yanlış çalıştığı otoimmun hastalıklardandır. Kaslarda ağrılı güçsüzlük, merdiven çıkmada güçlük, kollarını kaldırmada güçlük, yutma güçlüğü yüz kaslarında güçsüzlük görülebilir. Kalıtsal hastalıklara kıyasla kısa zamanda(haftalar-aylar) belirtiler eklenir. Dermatomiyozit’de deri bulguları mevcuttur. Eklem yerlerinde parlak pembe deri değişiklikleri, göz kapaklarında hafif morluk, yanak ve boyunda kızarıklık görülebilir. Tanıda klinik öykü, serum CK değerleri, EMG, kas MRG değerlidir. Tanı kas biyopsisi ile konulur. Tedavide başta kortizon olmak üzere bağışıklık düzenleyici tedaviler kullanılır. Dermatomiyozit özellikle erişkinlerde bir kanser ile birlikte olabildiği için bu yönde aralıklı tarama gerekir. Fizyoterapi de tedavinin önemli bir parçasıdır.

Sistemik hastalıkların ( bağ doku hastalıkları) endokrin hastalıkların  (hipertiroiidi –hipotiroidi) bir kısmında ve ilaç kullanımına bağlı (kolesterol düşürücü ajanlar, kolşisin,

vb ) da edinsel kas hastalıkları görülebilir.

Genetik (Kalıtsal) Kas Hastalıkları

Genetik kodlama ile genlerdeki bozukluğun kuşaklara aktarıldığı hastalıklardır. Genetik kas hastalıkları grubunda musküler distrofiler , kas iyon kanalı hastalıkları, metabolik miyopatiler, konjenital miyopatiler bulunmaktadır.

Musküler distrofiler oldukça geniş bir hastalık grubudur. Yıllar içinde gelişen, yavaş seyirli ve ilerleyici bir hastalıktır. Kollarda bacaklarda güçsüzlük, sık düşmeler, merdiven çıkmada, oturduğu yerden kalkmada,  kollarını kaldırmada güçsüzlük, yutma güçlüğü, yüz kaslarında güçsüzlük genellikle çoğuna eşlik eder. Konjenital (doğumsal) çocukluk, ergenlik ve erişkin dönemde yakınmalar belirmeye başlayabilir.  Duchenne Musküler Distrofi (DMD), Becker Musküler Distrofi (BMD), Ektremite Kavşak Tipi Musküler Distrofi (LGMD),  Okulofaringiyal Musküler Distrofi (OFMD), Myotonik Musküler Distrofi  (MMD), Fasiyoskapulohumeral Musküler Distrofi (FSHMD), musküler distrofiler içinde sayılabilir.

Kas iyon kanalı hastalıklarında (miyotoni konjenita ve periodik paraliziler) sırasıyla  kas gevşeme bozukluğu (miyotoni) ve güçsüzlük atakları görülür.   

Metabolik miyopatiler içinde glukoz ve lipid metabolizma bozuklukları ve mitokondriyal bozukluklar sayılabilir. Bu hastalıklarda kas güçsüzlüğü, egzersiz ile yorulma ve solunum güçlüğü görülebilir. Tanıda kas biyopsisi, özel biyokimyasal ve genetik incelemeler gereklidir. Bu grup içinde glikojen depo hastalığı olan Pompe hastalığında eksik olan alfa glukozidaz adlı enzimin hastaya verilmesi ile kas gücü ve solunum kaslarında kısmi düzelme ve yaşam kalitesinde artış sağlanabilmektedir.

Motor Nöron Hastalığı, Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS)

Omurilikte ikinci motor nöron olarak adlandırdığımız ön boynuz hücreleri ile birlikte beyinde birinci motor nöronların hastalığıdır. Bu motor nöronlar yavaş ve ilerleyici şekilde hasara uğrar. Nedeni tam olarak ortaya konulmamıştır. Nöromusküler hastalıklar içinde etkin tedavi arayışlarında en çok araştırma yapılan hastalıklar içindedir. 

 ALS’nin en önemli belirtisi, kaslarda güçsüzlük ve erimedir. Bu güçsüzlük bir el veya bir ayakta başlayabilir, giderek artar ve diğer kasları etkileyerek yaygınlaşır. ALS bazen konuşma güçlüğü ile başlayabilir, daha sonra yutma güçlüğü, zaman içinde de kol ve bacaklarda güçsüzlük eklenir. ALS hastalarında sıklıkla seğirme ve ağrılı kramplar görülür. Seğirme ya da fasikülasyon, deri altında göz seğirmesi gibi küçük kıpırdanmalardır. Tanıyı koymaya yardım eden en önemli laboratuvar incelemesi elektromiyografidir (EMG). Hastalık kişiden kişiye farklı seyredebilir. Bazı ALS hastalarında hastalık çok daha yavaş (on yıllar) ilerleyebilir.

Migren ve Diğer Baş Ağrıları

Toplumda en sık görülen yakınmalarının başında gelen baş ağrıları iş gücü kaybı oluşturan ve yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Tüm baş ağrılarının %90’ını ise migren ve gerilim tipi baş ağrıları oluşturur.

Migren, gerilim tipi baş ağrısı ve küme baş ağrısı başka bir hastalıkla ilişkisi olmayan başlı başına birincil (primer) baş ağrılarıdır.

Sinüzit, beyin tümörü, beyin tıkanıklığı, menenjit, göz hastalıkları gibi diğer nedenlere bağlı olan baş ağrıları ikincil (sekonder) baş ağrılarıdır.

Migren baş ağrısında genelde ağrı başın tek tarafındadır, zonklayıcıdır, atak halinde gelir, bulantı-kusma eşlik edebilir, 4 -72 saat sürer, baş hareketleri veya fiziksel aktivite ile artar, ışık ve ses rahatsız eder. %10 olguda görülen ön belirti görülür. Auralı migren olarak adlandırılan bu migren tipinde ağrı başlamadan önce yaklaşık 20-30 dakika süreli görme alanının bir bölgesinde parlak ışıklar, zigzag çizgiler veya görme defekti, bulanıklık tanımlanır. Ayrıca kol ve bacaklarda uyuşma, baş dönmesi, konuşma ile ilgili yakınmalar da eşlik edebilir. Ardından ağrı başlar. 

Uluslararası Baş Ağrısı Derneği baş ağrılarını ana grup ve yüzlerce alt gruba ayırmıştır. Detaylı baş ağrısı öyküsü bu tanıda çok önemlidir.

Toplumda çok sık görülen migrenin tam nedeni bilinmemektedir. Genetik yatkın bireylerde çevresel faktörlerin etkisiyle beyinde ataklar halinde oluşan aktivasyon damar genişlemesine yol açıp, açığa çıkan kimyasalların etkisiyle sinirler uyarılarak ağrı oluşur.

Migrenin çocukluk çağında görülme oranı %3-5 kadardır. Ergenlikle görülme oranı artar. Kadınlarda sık görülmesine karşın hormonal nedenle menapozla ataklar azalır. Hava basıncı, sıcaklık nem değişiklikleri, lodos, açlık, çok ya da az uyuma, hormonal değişiklikler (adet zamanları), hava kirliliği, parfüm kokuları, doğum kontrol hapları, bazı yiyecek ve içecekler atakları tetikleyebilir.

Migren tedavi yaklaşımı tetikleyici faktörlerin belirlenerek önlenmesi ataktan koruyucu ve atak tedavisini içerir. Kişinin sağlıklı yaşam prensiplerini edinmesi; düzenli beslenme, düzenli uyku ve düzenli egzersiz önemlidir. Toplumun büyük bölümünü etkileyen ve iş gücü kaybı oluşturan migrene yönelik son yıllarda yeni moleküller (Calcitonin gene-related peptide (CGRP)e karşı geliştirilen büyük ve küçük moleküller ) ile yapılan çalışmalar olumlu sonuçlar vermiş ve sağlık otoritelerince kullanımı onaylanmıştır.

Vertigo-Baş Dönmesi

Vertigo, kişinin kendinin veya çevresinin dönme algısıdır. Bir yakınmadır. Tek başına bir hastalık tanısı değildir. Pek çok nedene bağlı olabilir.

 

 Latincede “Verto” kelimesinden gelmektedir. Verto dönme, dönücü hareket anlamındadır. Toplumda karşılaşılan en sık nörolojik yakınmalardan biridir. Başta sersemlik hissi de (dizziness) bazen yanlışlıkla baş dönmesi olarak hasta tarafından aktarılır.

Kişinin kendisinin veya çevresinin dönme algısı ile birlikte bulantı kusma, kulaklarda çınlama, uğultu, işitme kaybı gibi yakınmalar da eşlik edebilir.

 

Vertigonun santral (beynin denge ile ilgili çekirdekleri olan vestibüler çekirdekleri ve bağlantılarına ait) veya periferik (iç kulakta denge ile ilgili bölümlere ait) olduğunu ortaya koymak tedavi yaklaşımı açısından çok önemlidir.

Hastadan alınan ayrıntılı öykü, özel manevraları içeren nörolojik bakı yanısıra özellikle beyin sapı ve beyinciği iyi değerlendiren manyetik rezonans görüntüleme (MRG) , pür ton odiometri, kalorik testler, elektronistagmografi, dinamik posturografi, elektrokohleografi, temporal kemik BT tanıda önemlidir. Ani başlangıç, öyküde benzer atakların olmaması, beyin sapı bulgularının  (çift görme, yutma güçlüğü vb) olması beyin sapı tıkanıklığının bir bulgusu olabilir ve acil nörolojik yaklaşım gerektirir. Öyküde benzer atakların olması, pozisyonla ortaya çıkması toplumda sık karşılaşılan benign paroksismal pozisyonel vertigo  ( iyi huylu, tekrarlayan pozisyonla ortaya çıkan baş dönmesi) tanısını akla getirir.

Santral yani beyne ait vertigo nedenleri içinde beyin sapı ve  serebellar damar tıkanıklıkları, akustik nörinom, serebellopontin köşe tümörleri ve multiple skleroz sayılabilir. Vertiginöz migren, Meniere hastalığı, vestibüler nöritis farklı tedavi yaklaşımları olan diğer vertigo nedenleridir.

Huzursuz Bacaklar Sendromu

Toplumda normal bireylerde % 3-15 oranında görülen oldukça sık bir hastalıktır. Tek bir hastalık adı değildir. Huzursuz bacaklar sendromu birçok hastalık sonucu oluşabilir. Bazı hastalıklarda topluma göre oran artar. Örneğin Multipl Skleroz’da topluma göre 3-4 kat fazladır. MS’li bireylerde yaklaşık %13,3- 65 arasında saptanabilir. Kol ve bacaklarda huzursuzluk hissi, bu hislerin hareketsiz iken ( örneğin otururken veya yatakta ) ortaya çıkması ve hareketle ( yürümek veya yatakta bacakları hareket ettirmek ) rahatlaması ile karakterizedir. Günün ilerleyen saatlerinde ortaya çıkar veya daha belirgin hale gelir. Tanıda öykü çok değerlidir. Önce bacaklarda başlar ardından kollara yayılır. Bacaklardaki yakınmalar genellikle her iki bacakta aynı düzeydedir, bazen bir bacakta daha belirgindir ama tek bacakta olmaz. Bu nedenle de huzursuz bacak değil huzursuz bacaklar sendromu olarak adlandırılır. İleri yıllarda yakınmalara kollar da katılabilir. Huzursuz bacaklar sendromunun tanısında öykü çok önemlidir. Neden olabilecek hastalıkların ortaya konulmasına yönelik ileri görüntüleme ve kan tetkikleri gerekir. Tedavisi farmakolojik ve farmakolojik olmayan tedavi yaklaşımlarını içerir.

Demans ve Alzheimer Hastalığı

Demans genel anlamı ile Latincede edinilmiş kazanılmış zihnin, belleğin sonradan yitirilmesi anlamına gelmektedir. Demansın birçok nedenleri bulunmaktadır. Primer ve sekonder nedenler olarak sınıflandırılır.  

Alzheimer hastalığı en sık primer (birincil) demans nedenidir. Beyinde zararlı madde birikiminin  beyin hücreleri arasında bağlantılara (nöral ağ)  zarar vererek yeti kaybına yol açan sıklıkla ilerleyici kalıcı dejeneratif beyin hastalığıdır. Alzheimer Alzheimer Alois tarafından ilk tanımlanmıştır.Yapılan çalışmalarda  65-70 yaşları arasında %4-5 iken her 5 yılda bir katlanarak artarak 90’lı yaşlarda %50 ye ulaştığı ortaya konulmuştur.

Alzheimer hastalığı dışında  başlıca demans nedenleri arasında Lewy Cisimcikli Demans (LCD),  frontotemporal demans (FTD) ve  vasküler demans gelmektedir.  Sekonder (ikincil) nedenler genellikle beynin diğer hastalıklarında veya tüm sistemi tutan hastalıkların yansıması şeklinde görülür. Bu hastalıklar tespit edildiği takdirde tedavi şansı mevcuttur. Örneğin depresif demans, otoimmun ansefalit, normal basınçlı hidrosefali gibi hastalıklar uygun tedaviyle tam olarak düzelebilirler.

Demans;  kişinin işinde veya yaşam aktivitelerinde işlevselliğin azalması, önceki düzeylere göre düşmesi, bilişsel zihinsel işlevlerde azalma yaşaması ve bu kaybın hasta ve yakınından alınan öykü ve hekimin muayene ve nöropsikolojik testlerle  gösterilmesi, deliryum (billinç bulanklığı) veya ağır bir psikyatrik hastalıkla bu kaybın açıklanamaması durumunda düşünülür. 

Bilişsel işlevler (kognisyon) düşünme, hafıza, algı, dikkat, farkındalık, öğrenme, karar verme, dili kullanma, problem çözme, yargılama gibi zihinsel süreçleri içerir. Demans tanısı için zihinsel ve davranışsal bozulmanın en az iki alanı kapsaması gerekir. Hafızanın bozulması ve yeni bilgi edinememe, muhakeme ve yargılamanın bozulması, kompleks görevlerin yerine getirilememesi, görsel mekânsal yeteneklerin bozulması, dil fonksiyonlarında bozulma, kişilik davranış değişiklikleri hekimin sorguladığı ve değerlendirdiği alanlardır.  

Tanıda hastadan ve yakınlarından alınan iyi bir öykü, nöropsikolojik testler, genel ve özel biyokimyasal incelemeler (serum ve beyin omurilik sıvısında ), EEG, radyolojik inceleme (BT, MRG, PET(Pozitron emisyon tomografisi), fonksiyonel görüntüleme teknikleri) önemlidir.

Tedavi yaklaşımları farmakolojik tedavi, farmakolojik olmayan tedavi yöntemleri  ve semptomatik tedaviyi içerir. Sosyal ve aile  desteği çok önemlidir.

Parkinson Hastalığı

Parkinson hastalığı, beyindeki  nöronların fonksiyon bozukluğu sonucu ortaya çıkan kişinin yaşam kalitesini etkileyen hareket bozukluğuna yol açan kronik ve ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. Beynimizde hareket ve koordinasyonumuzu kontrol eden bölümlerin iletişiminde önemli olan kimyasal madde dopaminin nöron hasarına bağlı üretiminde bozukluk mevcuttur. Beyindeki dopamin miktarı Parkinson'un ilerlemesiyle azalır ve hastaların hareketi başlatması ve hareketi kontrol etme mekanizması bozulur.

Parkinson başlangıçta çoğu zaman tek taraflı bir elde istirahatte ortaya çıkan titreme(tremor) veya  yüz mimiklerinde azalma veya kayıp ile başlar.  Zamanla tremor diğer kola veya bacaklara yayılabilir. Belirti ve bulgular kişiden kişiye değişmesine karşın el kol bacak ve çenede titreme, kol bacak boyun ve gövdede kas katılığı, yüz mimiklerinde azalma, hareketlerde yavaşlama, postüral  stabilizasyonunun bozulması, öne eğilme, denge ve koordinasyonun bozulması motor belirtilerdir. Uyku bozuklukları, yutma güçlüğü, kabızlık, depresyon, kronik ağrı, demans eşlik edebilir.

Parkinson hastalığı kronik bir hastalıktır. Hastalık bulgu ve belirtilerini kontrol altına almak için kullanılan dopamin kimyasal maddesini arttıran ilaçlar titremeyi azaltmayı,  hareket kontrolünü sağlamayı veya iyileştirmeyi hedefler. Yaşam tarzı değişiklikleri ve fizik tedavi de semptomların kontrol altına alınmasında yardımcıdır. Zaman geçtikçe, bu ilaçların etkileri azalabilir veya ek istenmeyen motor yakınmalar ortaya çıkar. Bu aşamada ilaçların yeniden düzenlenmesi, derin beyin stimülasyonu veya başka bir cerrahi yöntem seçenek olabilir.

İnme-Felç Beyin Damar Hastalıkları

İnme (felç)  beynin bir alanının beyin damarlarında tıkanma veya beyin kanaması  nedeniyle ani olarak işlevini yitirmesi sonucu meydana gelen acil nörolojik durumdur.

Beynin beslenmesini sağlayan damarlarda tıkanma (iskemik)  veya beyin damarlarının duvarlarında yırtılma sonucu beyin kanaması (hemorajik)  sonucu meydana gelir.

İskemik İnmede; beyin damarlarında tıkanma sonrasında kan beslenmesinin durduğu veya önemli ölçüde azaldığı zaman beyin hücreleri oksijen ve besinden yoksun kalarak ölmeye başlar. 24 saatten uzun süren yoğun bakım takibi gerektirebilen, hayati riski olan acil müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Beynin bölgesel alanında nörolojik bozukluk 24 saatten kısa sürerse geçici iskemik atak (GİA) olarak tanımlanır. İskemik inme tüm inmelerin yaklaşık % 85'ini oluşturur.  Beyni sulayan beyin damarları karotis ve vertebral arterler olmak üzere a ana arter sisteminden oluşur. Beyin damarlarındaki tıkanma;  uzak bir  damar pıhtısının damar boyunca hareket ederek dar bir beyin arterine ulaşması sonucu  (kalp veya başka bir uzak arter-atar damardan  ) olursa embolik inme adını alır. Oksijenden zengin  kan akımı sağlayan damarlardan birinin kendi lümeninde (cidarı) kan pıhtısı ya da tıkanıklığı oluştuğunda ortaya çıkarsa trombotik inmeden söz edilir.  Beyin bölgesinin yetersiz kanlanması  bazen  ani tansiyon düşüklüğüne bağlı olabilir ve “border zone” infarktlar,  beynin beslenmememe bölgeleri oluşabilir.

Hemorajik İnme; genellikle damar duvarlarının kontrolsüz yüksek tansiyon eşliğinde zayıf noktalarından yırtılması sonucu beyin içinde kanama oluşması sonucu ortaya çıkar. Beynin orta hat derin bölgelerinde orta çaptaki arterler etkilenir. Hipertansiyon damar duvarını etkileyen ve zayıflatan en önemli nedenlerdendir. Diğer nedenler travma, anevrizma(damar duvarında balonlaşma) kanama bozuklukları, damar iltihapları (vaskülit), kan sulandırıcı kontrolsüz kullanımı, madde kullanımı (kokain, amfetamin türevleri), serebral amiloid anjiopati sayılabilir.

İnmede zaman beyindir. Yakınmalar oluşur oluşmaz saatler içinde 3. Basamak hastanelerin acil servis birimlerine başvurmak acil tedavi yaklaşımı açısından önemlidir.  Erken müdahale ile hem yaşam  kurtarmak hem de beyin hasarı ve olası inme sonrası komplikasyonları en aza indirmek mümkün olabilir.  Ani başlayan dakikalar saatler içinde ilerleyen bir tarafta  kol ve bacakta uyuşma güçsüzlük, dengesizlik, yürüme güçlüğü, konuşma bozukluğu, konuşamama, konuşulanları anlamama, çift görme, yüz felci, yüzde uyuşma, yutma güçlüğü inme belirtilerindendir. Şiddetli baş ağrısı ve bulantı-kusma ve ağır durumlarda bilinç bulanıklığı, koma görülebilir. Akut dönem tedavi yaklaşımı ardından nedene yönelik araştırma, koruyucu tedavi ve rehabilitasyon tedavi prensipleridir.

bottom of page